İsimsiz, 2023, konstrüksiyon üzerine renklendirilmiş parafin, değişken boyutlarda
İsimsiz, 2023, detay
İsimsiz, 2023, detay
İsimsiz, 2023, konstrüksiyon üzerine renklendirilmiş parafin, 18 x 12 x 8 cm
İsimsiz, 2023, detay
İsimsiz, 2023, detay
İsimsiz, 2023, konstrüksiyon üzerine renklendirilmiş parafin, 24 x 20 x 10 cm
İsimsiz, 2023, detay
İsimsiz, 2023, detay
İsimsiz, 2023, konstrüksiyon üzerine renklendirilmiş parafin, 11 x 11 x 7 cm
İsimsiz, 2023, detay
İsimsiz, 2023, detay
İsimsiz, yumru, şişlik, kitle gibi anlamlara gelen ur/tümör vb. oluşumlara, hastalıklara ve yapısı bozulmuş iç organlara odaklanır. Bedenin içinde ya da yüzeyinde beliren bu oluşumlar kimlik ve bütünlük algısını tehdit eden muğlak ve tanımlanamayan bir varlık olup abject (iğrenç) olarak algılanır. Julia Kristeva, Korkunun Güçleri'nde "abject" kavramını düzeni tehdit eden, ne tamamen özneye ne de nesneye ait olan bir ara oluş olarak tanımlar. Kristeva'ya göre abject, kimliği, sistemi ve düzeni ihlal ederek kişide korku ve tiksinti uyandırır. Bedenin sınırlarını aşan tam anlamıyla ne içeriye ne de dışarıya ait olan bu anomaliler de benzer bir rahatsızlık hissi yaratır.
Hastalıkların veya bedensel deformasyonların yarattığı ihlal, bakan kişiyi kaçınılmaz bir yüzleşmeye zorlar. Kişi sınırları muğlaklaşan ve tehditkar bir hale gelen bu formlardan kaçınmaya çalışırken "iğrenç" olarak algılanan “şeyleri” göz ardı etme eğiliminde olur. Ancak bu çalışmalar ur/tümör gibi bir tür "atık" olarak algılanan kütleleri ve işlevini yitirmiş organları yeniden görünür kılarak izleyiciyi rahatsız edici bir karşılaşmaya davet eder.
Belirsiz sınırlarıyla tanımlanması zor olan bu çalışmalar, fazlalık ya da eksiklik üzerinden biçimsizlik hissini güçlendirirken bedensel referanslarıyla da izleyicide tanıdık bir bağ kurar. Çalışmalar içeriye yönelerek – organlara bakarak – ya da dışarıya açılarak – ur/tümörlere odaklanarak – iğrenç olanla bir temas kurmayı amaçlar. Böylece bedensel sınırların geçirgenliği ve kırılganlığı sorgulanır.
Bedenin bütünlüğü ve iç-dış ilişkisine odaklanan bu çalışmalar kendisi de bir yan ürün olan parafinli derilerle kaplıdır. Mum tabakalarından oluşan bu yüzeyler kimi zaman soğuk tonlarıyla enfeksiyon, çürüme ve hastalığı çağrıştırırken, kimi zaman da canlı ve sıcak renkleriyle bedenin canlılığına işaret eder. Bu zıtlık izleyiciyi sadece bir form ve yüzeyle değil, bedene dair içsel ve dışsal algılar arasında gidip gelen bir gerilimle karşı karşıya bırakır.
Hastalıkların veya bedensel deformasyonların yarattığı ihlal, bakan kişiyi kaçınılmaz bir yüzleşmeye zorlar. Kişi sınırları muğlaklaşan ve tehditkar bir hale gelen bu formlardan kaçınmaya çalışırken "iğrenç" olarak algılanan “şeyleri” göz ardı etme eğiliminde olur. Ancak bu çalışmalar ur/tümör gibi bir tür "atık" olarak algılanan kütleleri ve işlevini yitirmiş organları yeniden görünür kılarak izleyiciyi rahatsız edici bir karşılaşmaya davet eder.
Belirsiz sınırlarıyla tanımlanması zor olan bu çalışmalar, fazlalık ya da eksiklik üzerinden biçimsizlik hissini güçlendirirken bedensel referanslarıyla da izleyicide tanıdık bir bağ kurar. Çalışmalar içeriye yönelerek – organlara bakarak – ya da dışarıya açılarak – ur/tümörlere odaklanarak – iğrenç olanla bir temas kurmayı amaçlar. Böylece bedensel sınırların geçirgenliği ve kırılganlığı sorgulanır.
Bedenin bütünlüğü ve iç-dış ilişkisine odaklanan bu çalışmalar kendisi de bir yan ürün olan parafinli derilerle kaplıdır. Mum tabakalarından oluşan bu yüzeyler kimi zaman soğuk tonlarıyla enfeksiyon, çürüme ve hastalığı çağrıştırırken, kimi zaman da canlı ve sıcak renkleriyle bedenin canlılığına işaret eder. Bu zıtlık izleyiciyi sadece bir form ve yüzeyle değil, bedene dair içsel ve dışsal algılar arasında gidip gelen bir gerilimle karşı karşıya bırakır.