İsimsiz, 2025, kağıt üzerine füzen ve kömür kalem, her biri 100 x 150 cm (çerçevesiz)
İsimsiz, 2025, kağıt üzerine füzen ve kömür kalem, 150 x 202.5 cm, Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
Ağırlığın Altında, 2024, kağıt üzerine füzen ve kömür kalem, 70 x 100 cm (çerçevesiz)
Geri Çekilen, 2024, kağıt üzerine füzen ve kömür kalem, 70 x 100 cm (çerçevesiz)
İçeride Saklanan, 2024, kağıt üzerine füzen ve kömür kalem, 70 x 100 cm (çerçevesiz)
İsimsiz, 2024, kağıt üzerine füzen ve kömür kalem, 70 x 100 cm (çerçevesiz)
İsimsiz, 2024, kağıt üzerine füzen ve kömür kalem, 70 x 100 cm (çerçevesiz)
Beden, yaşadıklarının hafızasını nereye kaydeder ? Bu hafızayı görünür kılmak mümkün müdür ? Bu desen serisi, kişisel bir deneyimi daha geniş bir anlatıya dönüştürme çabasıyla bu soruların izini sürer. Yakın zamanda geçirdiğim ameliyat, beden algımı derinden etkiledi. Derinin açılması, tıbbın bedene yaklaşımı, doktor-hasta ilişkisi ve görünme-gizlenme ikilemi; bedenin yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda duyusal ve kırılgan bir mekân olduğunu gösterdi. Bu süreç, yaşanmışlıkları ifade edebilecek bir görsel dil arayışına dönüştü.
Sanatçı olarak bedeni, hatırlama, dönüşüm ve varoluşsal mücadelenin iç içe geçtiği bir alan olarak ele alıyorum. Derinin esnemesi, bükülmesi ya da yırtılmasıyla oluşan izler; yalnızca fiziksel değil, duygusal bir yükü de beraberinde getirir. Desenlerdeki figürler kimi zaman tanınabilirken kimi zaman parçalanmış, askıda kalmış ya da düşmek üzereymiş gibi duran halleriyle, tanıdıklık ile yabancılaşma arasında salınır. Bedenin dönüşen, kırılgan ve dirençli doğası, çizgilerin hareketiyle yüzeye yayılır. Çizgilerle belirlenmiş sınırlar sabit kalmaz; kıvrılır, geri çekilir, taşar ya da kaybolur.
Kumaş gibi bir örtüye dönüşen deri, bu desenlerde mahremiyetin kırılganlığını ve kimliğin belirsizleşmesini simgeleyen bir metafor olarak öne çıkar. Figürleri örten ya da onlardan kurtulmaya çalışan kumaşlar, içsel bir gerilimi ve bedenin açığa çıkma hâlini yansıtır. İç ve dış arasındaki sınırların bulanıklaştığı bu figürlerde beden, hem müdahale edilen bir “nesne” hem de hisseden bir “özne” olarak görünür olur.
Çizim, bu yabancılaşmaya karşı bir direniş biçimine dönüşür. Çizgi, bedeni hem kontrol altına alma hem de ona yeniden sahip olma imkânı sunar. Yüzeydeki kırışıklıklar, izler ve düzensizlikler birer imgeye dönüşerek bedenin hafızasını görünür kılar. Bu çalışmalar, bedeni yalnızca temsil edilecek bir nesne olarak değil; dönüşen, hatırlayan ve mücadele eden bir varlık alanı olarak düşünmenin yollarını arar.