Regressus, 2021, renkli fotoğraf
Regressus, 2021, renkli fotoğraf
Regressus, 2021, renkli fotoğraf
Regressus, 2021, renkli fotoğraf
Regressus, 2021, renkli fotoğraf
Regressus, 2021, kağıt üzerine mürekkep, 50 x 70 cm
Regressus, 2021, kağıt üzerine mürekkep, 50 x 70 cm
Regressus, 2021, kağıt üzerine mürekkep, 50 x 70 cm
Regressus, 2021, kağıt üzerine mürekkep, 50 x 70 cm
Regressus, 2021, kağıt üzerine mürekkep, 50 x 70 cm
Regressus, 2021, kağıt üzerine kesik, 50 x 70 cm
Regressus, 2021, kağıt üzerine kesik, 50 x 70 cm
Regressus, 2021, kağıt üzerine kesik, 50 x 70 cm
Regressus, 2021, kağıt üzerine kesik, 50 x 70 cm
Regressus, 2021, kağıt üzerine kesik, 50 x 70 cm
Çalışma adını Latince bir deyim olan ve rahme geri dönerek yeniden doğuş anlamına gelen "Regressus ad Uterum" deyiminden alır. Regressus, kökene dönüş fikrini içeren bir hayali ifade eder. İnsan varoluşu her zaman dünyayla iç içedir. Var olmak dünyaya açık olmaktır. Beden yalnızca bir nesne değil aynı zamanda varoluşun bir biçimi olarak dünya ile kesintisiz bir ilişki kurar. Kendimizi ve bedenimizi bir arada algılarız. Bu algı, benliği ve bedeni birbirinden ayırmayı mümkün kılmaz. Bedenimiz bizimle birlikte hareket eder, onu kesintisiz biçimde deneyimleriz. Algı, geleneksel anlamda bir mesafe koymayı gerektirse de Maurice Merleau-Ponty’ye göre beden hem algılayan hem de algılanandır. Bu nedenle dünyayla kurduğumuz ilişki kaçınılmaz ve süreklidir. Peki, bu ilişkiyi durdurmak veya askıya almak mümkün müdür ? Beden varoluşumuzun temel noktasıdır ve dünya, bedenin duyusal yüzeyiyle bütünleşir. Peki, fiziksel varoluş durdurabilir, dünyanın "ben"e katılması engellenebilir mi ? Beden kendisini karşıya alamadığı için dışarıdan gözlemlenebilir bir nesneye dönüşmez. Kendi bedenimizle dışsal bir mesafe kurma olanağımız yoktur. Beden olmak belirli bir perspektif içinde sınırlı kalmaktır. Bu durumdan çıkmak ya da dünyadan ayrışmak neredeyse imkansızdır. Bu yüzden benliğin nerede sona erdiğini ve dünyanın nerede başladığı tam anlamıyla belirlenmez.
Bedenli varoluş kendisini sürekli olarak dünyaya açar ve onunla kesintisiz bir ilişki kurar. Bu ilişki beni bedenin açılımına dair mesafelenme ihtiyacına götürmekte. Kendimi dünyaya karşı mesafelemek ve varoluşun kaotik akışına karşı direnebilmek için cenin pozisyonu alarak kendimi tamamlanmış bir bütün haline getirmeye çalışmaktayım. Bu duruş varoluşun sürekli akışına direnme çabasını simgeler. Ancak bedenin yapısı gereği bu açıklığı tamamen kapatmak mümkün olmaz. Her seferinde uzuvlar arasında kaçınılmaz bir boşluk oluşur ve beden dünyayla olan ilişkisini sürdürür.
Regressus, fotoğraflar, boşluk gibi ele geçirilemez olan mürekkep ve kağıt yüzeyindeki kesiklerle cenin pozisyonu aldığımda bir bütün olarak örtünme ve dünyaya karşı mesafelenme isteğinin beyhude bir çabaya dönüşmesini görünür kılar. Bedenin formu tam bir kapanma sağlamadığından uzuvlar arasında oluşan bedensel boşluklar dünyayla istemsizce kurulan ilişkinin izlerini taşır.
Bedenli varoluş kendisini sürekli olarak dünyaya açar ve onunla kesintisiz bir ilişki kurar. Bu ilişki beni bedenin açılımına dair mesafelenme ihtiyacına götürmekte. Kendimi dünyaya karşı mesafelemek ve varoluşun kaotik akışına karşı direnebilmek için cenin pozisyonu alarak kendimi tamamlanmış bir bütün haline getirmeye çalışmaktayım. Bu duruş varoluşun sürekli akışına direnme çabasını simgeler. Ancak bedenin yapısı gereği bu açıklığı tamamen kapatmak mümkün olmaz. Her seferinde uzuvlar arasında kaçınılmaz bir boşluk oluşur ve beden dünyayla olan ilişkisini sürdürür.
Regressus, fotoğraflar, boşluk gibi ele geçirilemez olan mürekkep ve kağıt yüzeyindeki kesiklerle cenin pozisyonu aldığımda bir bütün olarak örtünme ve dünyaya karşı mesafelenme isteğinin beyhude bir çabaya dönüşmesini görünür kılar. Bedenin formu tam bir kapanma sağlamadığından uzuvlar arasında oluşan bedensel boşluklar dünyayla istemsizce kurulan ilişkinin izlerini taşır.